Yazı Detayı
28 Kasım 2018 - Çarşamba 23:49 Bu yazı 101 kez okundu
 
TEKNOLOJİ TUFANI-1
Ramazan DEMİR
 
 

 

                                                              Teknoloji tufanına bir telefon kadar yakın,

                                                               yaşamak sanatına bir şizofren kadar uzak!

                                                               insanın tabiatı bozuldu mu artık;

                                                               pitbull ikametgâh senedinde,

                                                               her türden canlı, dairede devridâim…

     Bir inka efsanesine göre gün gelecekmiş insanlar kendi ellerinden çıkma nesnelerin ‘hışmına’  uğrayacakmış. Artık bunun ‘mış’ tarafı kalmadı; vatansız dünya vatandaşının kara kutusu internet, bilgisayar, telefon, televizyon, imaj, moda, her ferdi sıkıca kuşattı. Teknoloji bağımlısının, adı konmamış bir uyuşturucu bağımlısı olduğunu anlamak ‘okuyan’ için çok kolay; okumayan için el ile gelen düğün bayram… İnsanın çelik kafesi bizzat insan tarafından inşa ve tercih ediliyor. Kafesten herkes şikâyetçi ama herkes kafesini seviyor.                                       

      Dünya dünya olalı iki tufan gördü: Birisi Nuh tufanı, diğeri teknoloji tufanı… İnsanlık; rüzgâr, deprem, açlık, savaş gibi daha birçok tufanlar gördü ama bu ikisinin ayırıcı bir vasfı var… Nuh tufanı ile dünya, tanım uygun ise yeni baştan yaratıldı. Teknoloji tufanı ile sil baştan harakiri yapılıyor. ‘Gelişme-ilerleme-kalkınma/büyüme teslisinin yegâne hedefi teknolojik atılım idi. İlerleme inancı, teknolojik atılımı merkeze aldı ama güvenlik donanımı yok; daha ileri teknoloji, daha nitelikli klinik servisler istiyor. Bu nedenle ilerleme inancı; ‘laıssez faire’ (bırakınız yapsınlar) dedi. Esasen bu ekonomik bir ölçüden ziyade yedi düvelin zihniyetini yansıtan bir kuraldır: ‘Bırakınız yapsınlar’ demek, ‘altta kalanın canı çıksın’ demektir. Bu kural ya da vahşi kapitalizm, Müslüman ülkeler tarafından yeşile boyandı.

     Gün gelip insanların kendi elinden çıkma nesnelerin hışmına uğrayacağına ilişkin öngörünün, güzel Türkçemizde karşılıkları var: “Eden bulur, ne ekersen onu biçersin vs. Esasen ilerleme inancı ektiğini biçiyor. Yüzlerce örnek verilebilir; batıda intihar caydırma merkezlerinin ve benzer birimlerin kurulması bu ekip-biçmenin bir faturasıdır.

      Teknoloji hakkında uzunca metinler yazmak mümkün; ama kitaptan, yılandan kaçar gibi kaçanların bu tarakta bezleri yok. Biz kıymet bilen için yükte hafif, pahada ağır birkaç cümle yazalım:  (Hakikatin Yasaları’ndan)

      *Basireti olmayan için daha ileri teknoloji, daha vahim Schtokholm Sendromu demektir.

      *Teknoloji bağımlılığı, adı konmamış en tehlikeli uyuşturucudur.  

      *İnsanın delisi, teknolojinin akıllısından evladır.

      *Hiçbir tutku, teknoloji tutkusu kadar köleliği kalıcı kılmaz.

     *Günümüzde teknoloji tutkusu, tipik bir şehvet tatminidir.

     *Teknoloji, ilaç gibidir; yanlış tercihte ve dozda, sınırlı kolaylığı, sınırsız felakete dönüşür.

     *İnsanlar daha çok siyasi devrimlere inanırlar… Hâlbuki onları esas sevk ve idare eden teknolojik devrimlerdir…

     *Hiçbir şey, hiçbir kimseyi, teknoloji kadar ele geçiremez…

      Teknolojide toptan kabul veya toptan ret değil, ‘seçicilik’ esastır. Yanlıştan dönmek, ahlaki yaptırımla mümkündür. Teknolojiyi gerek ürün bazında, gerekse ürünün ürettiği program bazında kontrol etmek, yani çocukların/yetişkinlerin ellerindeki ürünü kontrollü kullanmaları bir ahlak meselesidir. Ahlak, dürüstlük,  kabul eden için din/dindarlık, saygı, doğru düşünmek vb. konular, ‘iletilemeyen bilgi’ türüne girerler. Sadece yapılabildiğince anlatılır, ‘işaret’ edilir. Bunda ötesi dinleyenin ‘keşfine’ bağlıdır. Kişinin kendi gayreti, keşfi, nüfuz etmesi yoksa dinlemek fayda vermez. Eğer ‘ahlak’ iletilebilen bir vakıa olsaydı; peygamberimiz bir vaaz eder, ‘herkesi’ ahlaklı, tutarlı yapabilirdi; ama yok böyle bir şey…

     İyi şeyler sevilir; kötü şeylere alışılır… Bunun için ‘alışmak, kudurmaktan beterdir.’ Kötü olan her şey bulaşıcıdır; zekâ bulaşıcı değildir. Yanlıştan şikâyet ediyorsak; biz buna ya kendimiz alışmışızdır ya da birisinden bulaşmıştır… Yanlışa alışmaktan kurtulmak için bizzat kendimiz, lehimizde ve aleyhimizde olanı öğrenmekle mükellefiz. Ahlak, doğru düşünmek, vekâlet kabul etmez; bizzat herkesin kendi ‘keşfi’ gerekir. 

 
Etiketler: TEKNOLOJİ, TUFANI-1,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
AFİMDER BASIN
En Çok Okunanlar
Anketler
Derneğimizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Arşiv
Radyo Diyanet